Skip to content

Dolphinin dünyası

Benim bir sorunum var. Odaklanamama sorunu..

Bu sorun yıllardır beynime yeni bilgiler depoluyor olmamı engelliyor.
Osmanlıca öğrenmek ya da yeni İngilizce kelimelerin yazılışını,okunuşunu, Türkçe anlamlarını akılda tutabilmek gibi. Gittikçe beni bunaltan ve yeni şeyler öğrenme isteğimi körelten bir problem haline geldi.

Bazı insanlar vardır mesela. Okuduğu kitapların etkilendiği satırlarını olduğu gibi hatırlar ve kullanılması gereken yerlerde satır satır söze dökerler. Buda yetmezmiş gibi hangi yazarın, hangi kitabına ait olduğunu da söylerler.
Benim hiç öyle bir becerim olmadı…

KPSS kursuna başladığım zamanlarda kendi kendimi haftalar öncesinden hazırlamış ” matematiği anlayacağım, bu sefer sınavda en az 10 tane soru yapacağım ” diye şartlandırmaya çalışmıştım. Olmadı tabii.
Matematik öğretmeninin anlattığı her şey çinceydi benim için.

Şimdi düşünüyorum da.. eğer matematiği iyi olan bir öğrenci olabilseydim çok daha güzel bir üniversitede, çok daha umut verici bir bölümde okuyabilirdim belkide.

Bunun psikolojik bir sorun olup olmadığını bilmiyorum aslında. İlkokul öğrencisi olduğumdan beri algısı hep dağınık olan, odaklanma konusunda çok sorun yaşayan ve bundan ötürü kendi dünyamda hep karın ağrısı çeken biri olmuştum ben..

Uzun zamandır kitap okuyamıyorum mesela. Aynı sayfayı bir kaç defa okumak zorunda kalıyorum. Bir sonraki sayfaya geçtiğimde bir önceki sayfada ne yazıldığına dair neredeyse hiç bir fikrim yok. Daha önce hiç olmayan bir şeyi yaşar oldum. Okurken sıkılmak gibi…

Bunun uzun zaman süreceği düşüncesi öyle çok korkutuyor ki beni…Kitap okumak benim herşeyim… Anneme soramadığım ya da arkadaşımla konuşmaya cesaret edemediğim herşeyi okuma merakım sayesinde öğrenen, onlar sayesinde kendi kendini geliştirmeye çalışan bir çocuktum ben.

Harçlıklarımı, kozmetik ürünlerine, kıyafet ya da takılara vermem gereken yaşlarda bile en çok kitap alan ve cüzdanında ne varsa kitaplara harcayan bir ergenlik dönemim olmuştu benim.

Kurduğum cümlelerden, yazdığım kompozisyonlardan bile anlaşılırdı ne denli çok kitap okuduğum. Kitap benim boş zamanımda okuduğum bir şeyde değildi üstelik. Benim okumak için zaman yarattığım önemli bir eylemdi kitap okumak…

Aylar önce İnci Aral’ın, ” Sadakat ” adlı kitabını okurken Çilek buna şahit olmuş ve ” böyle boş şeyleri okuyarak ne kazandırıyorsun kendine Dolfin? ” diye kendince eleştirmişti beni… Sonraki günlerde, büyük bir alışveriş mağazasındaki D&R’lardan birine girdiğimizde 5 dakika sonra ordan ayrılıp beni ve diğer arkadaşı dışarda beklemeyi tercih ettiğini gördüğüm zaman ” kitap sevmeyen, okumanın tadını bilmeyen birini benimde kayıtsız şartsız seviyor olmam ne kadar mümkün? ” diye düşünmeden edememiştim.Yalnızca bilim ya da tarih kitapları okuyarak kendi kendini geliştireceğini sanan bir adamın okuduğum kitaplara burun kıvırıyor oluşu bile çok rahatsız etmişti beni… Aylar sonra bir tartışma esnasında ” duygularını o kadar güzel kelimelere döküyorsun ki, bazen söyleyecek bir söz bulamıyorum ” dediğindeyse bunun daha çok okuduğum kitaplar sayesinde olabileceğini anlamamış olması ayrıca bir küçümseme yaratmıştı içimde. Bir değil, iki değil, binlerce adım ötesinde yürüyen bir Dolfin olduğumu çok daha kolay görebilmiş, yalan değil kendi kendimle gurur duymuştum bende…

Aylardır yazmak istediğim bir romanım var benim. Ama okuyamıyor olduğum gibi yazamaz da oldum artık. Düşüncelerim o kadar dağınık ki… Aklımdan bir sürü sözcükler kurabildiğim, gittiğim her yerde beynimin içersinde sayfalar dolusu şeyler yazabildiğim halde iş PC başına oturup yazmaya gelince şevkimi yitiriveriyorum hemen. Tuhaf bir boşluk oluyor içimde… Hiç bir şeyi tasvir edemediğim, kafamın içindeki tüm imge ve sözcükleri görünmez, duyulmaz hale getirdiğim bir boşluk…

Halbuki yazmak istediğim öyle çok şeyim var ki… Yıllarca kendi dünyamda Limon’u sevmiş olmanın ağır yükünü yazasım var mesela. Sonra kendisinden küçük adamlara aşık olduğu için en yakın çevresinin bile yargıladığı, eleştirdiği kadınları ve üzerlerine çöreklenen toplumsal baskıyı dökesim var sözcüklerime…

Birini tek başına seviyor olmanın zulmünü yazasım var. Sırf aşık olduğu için utanç verici durumlara düşen, normal hayatında aşırı gururluyken ve buna dair kimseye taviz vermezken aşkından ötürü en olmadık durumlara, olaylara, sözcük ya da anlara maruz kalan kadınları yazasım var. Aşkı anlatasım var en çok. Ama en çokta vücudu, ruhu hastalık gibi kaplayan, yıllarca etkisini üzerinden atamayan hastalıklı aşkları…

Buna dair akıl istiyorum sizden. Ne yapmalıyım, nasıl odaklanmalı ve zihnimdeki her şeyi ne şekilde kağıda dökmeliyim bilmek istiyorum. Çıkış yolu arıyor, ama aylardır bulamıyorum bir türlü…

Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: