Skip to content

Dolphinin dünyası

Malı kıymetli olanlardanım ben…

Eşyalarım kıymetlidir.

Kitaplarım, makyaj malzemelerim, giysilerim…

Titizliğimden ötürüdür belkide ya da annemin dediği gibi halama olan benzerliğimden. O da benim gibi hiçbir şeyini atamazmış. Her şeyi değerli pek bir önemliymiş… Zavallı halacığım 25 yaşında gencecik bir kadınken kaybettiği kocasının tek bir eşyasını bile çıkarmamıştı gardırobundan… Kravatına varana kadar saklamıştı her bişeyini… İlerde büyüyecek olan 2 oğluna göstermek içindi belkide… Onlar hatırlamıyor da olsa babalarının bir dönem bu dünyada yaşadığını kanıtlamak için…

Yıllarca annemle mücadele ettim. Çocuk olduğum dönemlerde bana ait olan eşyalarımı başkalarına vermesin diye. Benden 4 yaş küçük bir teyzekızı vardı. Sürekli küçülen elbiselerime talip olan, kendisine verilen her eski elbisemi büyük bir coşkuyla kabul eden kendiyle barışık bir teyzekızı…

Şimdilerde anlatıyor. Üzerimde gördüğü her yeni elbisemi için için beğendiğini, “ nasılsa birkaç yıl sonra Dolfin ablama küçülür, bana verilir yine “ diyerek kendi kendini avuttuğunu…

Canım benim… yokluk içinde büyüyen onun bu sözlerine şimdi iki yetişkin kadın olarak çok gülüyoruz karşılıklı… ama hatırlıyorum kıza sırf her gelişinde eşyalarımı alıp gittiği için ne denli gıcık olduğumu… Bugün konuşurken itiraf ettim. “ Sende her şeyi koşulsuz kabul edip mutlu oluyordun… eee bende küçüktüm o zamanlar, ilkokula gidiyordum daha. Senin bu mutlu halin beni gıcık eder senin yanında annemle yapılan “ elbisemi verme “ kavgasının seni üzmediğini fark edince pek bir sinir olurdum “  diye…

Annem bu eskiyen, küçülen elbiselerimi verme işini öyle çok abartmış ki, o güne dair neredeyse hiçbir şey bırakmamış bana. Bir çift minik patik, bir zıbınlık, süslü el kadar bir elbise olsaydı hazırladığı o çeyiz sandığımda fena mı olurdu şimdi…

Yıllarca teyzemle aynı evde yaşadık. Aynı odayı, aynı dolabı paylaştık. Dağınık, malının kıymetini bilmeyen, giydiği her şeyi buruşturur gibi çıkarıp atan biriydi kendisi… Baktım ki teyzemin misafirliği uzunca bir süre devam edecek hemen koymuştum kurallarımı. “ Senden istediğim tek bir şey var “ demiştim. “ Bu dolaptan iznim olmadan bana ait olan hiçbir şeyimi kullanmak yok! “ Teyzem sözümü dinledi, yıllarca bana sormadan hiçbir şeyime ortak olmadı…

Seneler sonra, evlenip kendi düzeni kurduğunda, dağ gibi çamaşırları itinayla ütülemeyi öğrendiğinde çok kızmıştım kendisine… İşe giderken birlikte kullandığımız odanın bir köşesine atılan pijamasını bile ben kaldırırken kendi evinde eşyasına verdiği önem pek bir dokunmuştu bana. İhanete uğramış gibi hissetmiştim kendimi…

Teyzemin bencilliği, benim evin içersinde tek kız çocuğu şeklinde büyütülüşüm dolayısıyla bana ait olan hiçbir eşyayı başka biriyle paylaşmak zorunda kalmayışım bu hale getirmişti beni belkide…

Annesiyle ortak eşyaları kullanabilen kız arkadaşlarıma özendim yıllarca. Çantasını, makyaj malzemesini, aldığı ipekli bir çorabı, iç çamaşırını… Hep böyle bir annenin yokluğunu çektim kendi içimde…

Birbirimizin zevklerini benimseyemedik yıllarca. O benim ne giymem gerektiğine, ne zaman makyaj malzemesi alıp ne kadarını kullanmam gerektiğine yıllarca karışmaya çalışmışta olsa ben onun olmayan tarzını eleştirmedim hiçbir zaman… Giyinmenin zamanla öğrenilecek bir şey olduğunu kavradıkça, bunun için çevresiyle alakadar olması gerektiğini anladıkça ve almasını istediğim her şey onun tarafından eleştiriye maruz kaldıkça vazgeçtim, kendi haline bıraktım kendisini. Aldığı her şeye “ güzelmiş “ dedim… “ Güle güle kullan, yakışmış “ dedim…

Kendi eşyalarımı başkalarıyla kullanmasını sevmediğim gibi başkalarından istemesini de pek bilmem. Yalnızca çok zorda kaldığım durumlarda ödünç niyetine aldığım nadir şeyler olmuştur… Ama küçük ayaklarım yüzünden kimseden birkaç saatliğine giyebileceğim bir gece ayakkabısı alamadım mesela…

Şimdilerde eskisi kadar kullanmadığım eşyalarıma bağlı biri değilim galiba. Onları rahatlıkla dolabımdan yok edebiliyor varsa ihtiyaç sahibi kişilere gönderebiliyorum.

Eşyasına bu kadar bağlı bir çocukken geçmişine bu kadar bağlı bir genç kadın olmam, bana ait olan anılarımı, beynimin derinliklerindeki hayali bir sandığa saklıyor olmam, zaman zaman çıkartıp havalandırmam, sonrasında yeniden itinayla ait olduğu yerde saklamaya devam ediyor olmam… benim gibiler için olağan bir durum olabilir mi diye ara sıra sorgular oldum kendimi…

Hayali sandığıma en son Çilek’i koydum.

İtinayla yerleştirdim geride bıraktığımız tüm anıları… Bende etkisi devam eden, söylendiği zamanlarda beni mutlu eden her sözcüğü, her davranışı, birlikte yaşanılan tüm anları koyuverdim sandığımın en üst köşesine…

Altta Limon, üstte Çilek… birbirlerinden habersiz korunuyorlar aynı sandığın içersinde…

Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: